8 Mart 2021 Pazartesi

Nessun Dorma

Bir tenor parçası olan Nessun Dorma. Müziksel olarak bir tenor için literatürdeki en zor aryalardan biridir. Tenor şarkıcıların ses perdesi içinde bulunan en tiz iki sesi kapmaktadır. Çok iyi bir yorumlama ve güçlü tiz verebilen ses perdesi gereklidir.

Gel gelelim Nessun Dorma’nın hikayesine hikayeye göre Antik çağlarda yaşayan ve Çin imparatorunun biricik güzeller güzeli bir kızı olan Turandot’a dönemin bütün erkekleri hayranmış; ama aynı zamanda prenses erkeklerden ölesiye nefret etmekte ve onlara çok acımasız davranmaktaymış. 

Fakat zamanla Prenses Turandot babasının evlilik ısrarlarına dayanamayarak bilinmesi neredeyse mümkün olmayan 3 bilmecenin bilinmesi şartıyla babasının teklifini kabul eder…

Prenses Turandot'la evlenmek isteyen kişi önce onun soracağı üç bilmeceye doğru cevap vermesi gerekmektedir; eğer bunu başaramazsa kafası uçurulacaktır. 

Bu üç bilmece sırasıyla;

•    Gecenin gelmesi ile ortaya çıkan, kanatlı hayalete benzeyen, güneşin doğmasıyla kaybolan şey nedir?

- Umut

•    Aleve benzeyen, ölüm yaklaşınca akan, zafer ihtirasını doruğa çıkaran, gün batımı renkli şey nedir?

- Kan

•    Hem buz, hem ateş olup, özgürlükten köleliğe sürükleyen, tutsaktan kral yaratan kimdir?

- Turandot

Prensesin yaşadığı ülkelerden oldukça uzak bir mesafede olan bir prens, Çin İmparatorunun güzeller güzeli kızının bu ününü duyar ve bilmecelerin cevabını bularak prenses ile evlenmek için yola koyulur. Ruhu erkeklere karşı kin ve nefretle dolu olan Prenses Turandot prensin şartları karşıladığı halde durumdan hoşnut kalmayarak evlenmemek için çare aramaya başlar ve prense yalvarır.

Bunun üzerine Prens Calaf son bir şans vererek prensese der ki : "Eğer yarın sabaha kadar benim ismimi öğrenebilirsen, kendimi senin için öldüreceğim ve bu evlilikten kurtulacaksın". Prenses Turandot hemen fermanlar yayınlatır ve prensin adı öğrenilene kadar hiç kimse uyumasın bu gece diye her yere haber salar. Ve eğer sabaha kadar prensin adı öğrenilemezse, herkes öldürülecektir haberini dört bir yayıp endişeli bir bekleyiş içine girer.

İşte burada prensesi görmek için uzak bir diyarlardan gelip prensesten umduğunu bulamayan Prens Calaf, Nessun Dorma’yı o anda besteler ve Nessun Dorma adlı bu ünlü aryada Prens Calaf bu ferman karşısında hissettiklerini anlatır.

Kimse Uyumasın! Kimse Uyumasın!

Sen bile prenses,

Soğuk odanda aşk ve ümitle titreşen

yıldızları seyret!

ama sırrım benim

içimde gizli, ismimi

kimse bilmeyecek!

Hayır, hayır,adımı ağzım ağzının

üzerindeyken söyleyeceğim,

Gün ışıdığında!

ve seni benim yapacak olan öpücüğüm

sessizliği eritecek!

İsmini kimse bilemeyecek,

ve biz de bu yüzden, ölmek zorunda kalacağız, ölmek zorunda!.

Ey gece, dağıl! yıldızlar, inin!

Yıldızlar, inin! şafak vakti ben kazanacağım!

Kazanacağım, kazanacağım!..

(İtalyanca aslından çeviri.)

Nesun Dorma, 1990 İtalya Dünya Kupası'nın resmi şarkısı olduktan sonra oldukça ün kazanmıştır. Ayrıca Luciano Pavarotti, Andrea Bocelli gibi ünlü tenorların yorumları da bu parçanın dünya çapında tanınmasına ve geniş kitlelere ulaşmasına katkıda bulunmuştur.

Luciano Pavarotti, Nessun Dorma    Link: https://www.youtube.com/watch?v=cWc7vYjgnTs

Andrea Bocelli, Nessun Dorma        Link:  https://www.youtube.com/watch?v=2SZsxTBCzoA

Tomris ve Kyros

"Tomris ve Kyros".  Perslerin Babil'in fethinin ardından, Büyük Kyros 9 yıla yakın bir süre bir süre imparatorlugunu yönetti, sonra da adı Tomris olan Massaget kraliçesiyle girdiği çarpışmada öldü.  Kuzeye, yepyeni topraklara doğru savaşarak ilerliyordu.  Ceyhun (Amu Derya) Nehri'nin ötesine, Aral Denizi'nin doğusuna, Orta Asya'nın vahşi topraklarına gidiyordu.  Bu bölgedeki dağ kabileleri İskitlerin akrabasıydı: Herodotos bunları Massagetler olarak adlandırır, bronz uçlu oklar ve mızraklar kullanan, güneşe tapan ve "toprağı işlemeyip, sığır ve balıkla beslenen" yaman savaşçılardı.  

Kyros Massagetleri önce antlaşma yoluyla fethetmek istedi.  Kraliçeleri Tomris'e bir mektup göndererek, evlenmeyi önerdi.  Kraliçe onu reddetmekle kalmadı, Pers ordusunun saldırmak üzere oğlunu gönderdi.  Saldırı başarısız oldu ve Tomris'in oğlu esir düştü.  Utanca katlanamayan oğul, kendini öldürdü.  Bunun üzerine, Tomris Kyros'a bir mesaj gönderdi ve "Güneşe yemin ederim ki, kana susamışlığını gidereceğim," diye yemin etti.

Sonra da halkının geri kalanını ilerleyen Perslerin üzerine sürdü.  İki ordu M.Ö.  530'da karşılaştı.  Destansı boyutlarda önemsiz bir çatışma: Herodotos, "Yunan olmayanlar arasında yaşanmış en yaman savaş olduğunu düşünüyorum," der, Yunan olmayanlara karşı takındığı tavır da göz önünde bulundurul yanında, bunun görülmüş en sert savaş olduğu düşünülebilir.  Önce ok ve yayla, sonra mızrakla, en son da hançerlerle savaştılar.  

Massagetler, Asurluların yapamadığını başardı: Pers ordusunun çoğunu silip süpürdüler.  Yerde, adamlarının arasında dövüşen Kyros bile öldü.  Massagetler savaş alanına hakim olunca, Tomris kralın cesedini bulana kadar kanlarının içinde yatan Pers ölülerini araştırdı.  Sonra kralın kafasını kaldırdı ve kan dolu bir şarap tulumuna daldırdı: Cesede, "Seni, kana susamışlığını gidereceğim diye uyarmıştım" dedi.  

Oğlunun öcü alınınca, Tomris kalan Perslerin Büyük Kral'ın cesedini savaş alanından kaldırmasına izin verdi. Yüzündeki kanları yıkadılar ve yenik bir cenaze alayıyla cesedi Pasargad'a götürdüler. 

Fotoğraf: Almira Tursyn

Kaynak: Antik Dünya - Susan Wise Bauer




Tarihin İlk Kadın Amirali I. Artemisia

 "Tarihin İlk Kadın Amirali I. Artemisia".  Av Tanrıçası Artemis'in adını taşıyan I. Artemisia, M.Ö.  5. yüzyılda bugünkü Türkiye içinde yer alan Halikarnassos (Bodrum) krallığının kraliçesiydi.  

Ancak daha çok bir donanma kumandanı ve Pers kralı Xerxes'i Yunan şehir-devletlerini işgali sırasında desteklemesi ile biliniyor.  "300: Bir İmparatorluğun Yükselişi" filminden hatırlayacaksınız.  Salamis Savaşı'nda, onun kumanda ettiği donanma Yunanlılar'a karşı büyük başarı elde edince adı tarihe geçti.  Yunan tarihçi Herodot Artemisia'nın temeline ve müthiş zeki stratejilerine değinerek, bu deniz savaşındaki kahramanlıklarını kaleme aldı.  Bu yazılar aynı zamanda onun amansız kendini koruma güdüsüne de işaret etmekteydi.  Öyle ki bir Yunan gemisi tarafından sıkıştırıldığında, Artemisia kasıtlı olarak kendi gemisini bir Pers gemisi üzerine sürerek, Yunanlılar'ı onlardan olduğuna inandırmış. Bunun işe yaraması üzerine yakasını sıyırmış;  Pers gemisinin ise batmasına sebep olmuştu. 

Kıyıdan olanları izleyen Xerxes ise çarpışmayı gördüğünde Artemisia'nın bir düşman gemisini batırdığını düşünmüştü.

Tüm bunlara rağmen efsane, Artemisia'nın büyük bir savaşta ölmediğini, hayatını bir gönül meselesi sonucu kaybettiğini söylüyor.  Rivayete göre, Artemisia onu umursamayarak kendi sonunu getirecek olan bir adama delicesine tutulmuş;  aşkından gözü hiçbir şeyi görmemiş ve onu uykusunda kör etmişti.  Sevdiği adamın güzelliğini bu şekilde bozmuş yolla ona olan tutkusu sönmeyen Artemisia, ancak bu yolla aşkın esaretinden kurtulabileceğine inanarak, Leucas'taki bir kayadan atlayarak boynunu kırmış ve rivayete göre o civara gömülmüştür.  

Fotoğraf : "300: Bir İmparatorluğun Yükselişi" filminden Artemisia rolünde oynayan Eva Green.  

Kaynak e: Dünya Tarihi Ansiklopedisi.




6 Mart 2021 Cumartesi

Edebiyat ve Şiir

Uzun cümleler dinlemeyi ve uzun cümleler okumayı seviyorum; ama öyle düpedüz uzun cümle olmayacak öyle ki; araya ikilemeler, söz öbekleri, deyimler, tamlayanla tamlananı yer değiştirmiş tamlamalar vs. girecek. Tıpkı yakın zamanda okuduğum ünlü Rus şair, Viladimir Mayakovski'ye ait "Liliciğim" adlı şiirinin dizelerinde de yazıldığı gibi:

"Tütün dumanı kemiriyor havayı,

Oda Kruçyonıh'ın Cehennem' inden

bir bölüm gibi.

Anımsıyor musun

İlk kez ardında bu pencerenin

tutkudan çıldırmışçasına

okşamıştım ellerini.

 

Şimdi

oturuyorsun aynı yerde,

yüreğin demirden bir kılıf içinde.

 

Ve yarın

paralayan sözlerle

kovacaksın belki beni

Ve loş antrede

uzun süre

titreyişlerle sarsılan bir kol

bulamayacak

ceketteki yerini.

 

Çıkacağım, ezilmiş.

Fırlatacağım vücudumu sokağa.

Yabanıl,

çılgın,

umutsuzlukla paramparça.

 

Hayır,

gerek yok buna,

sevgilim,

biriciğim,

gel

vedalaşalım şimdiden.

Ağır bir gülle gibi

aşkım

nereye kaçarsan kaç

asılıdır sana

nasıl olsa.

 

Bırak,

son bir haykırışla uluyayım

horlanmışlığın acı yankısını.

Çalışmaktan

anası ağladığında öküzün

gider

salar kendini soğuk sulara.

 

Aşkından başka

deniz yok bana,

ve gözyaşları da

bir erinç

koparamıyor ondan.

 

Yorgun fil

sessizliği aradığında

yatar kızgın kumlara saltanatla.

Aşkından başka

güneş yok bana.

Ve bilmiyorum bile

neredesin şimdi ve kiminle.

 

Eğer

bir başka şair olsaydı

böylesine üzdüğün,

onarırdı acısını

parayla ve ünle.

 

Fakat,

sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı

senin sevgili adının

çınıltısından başka.

Atmayacağım

bir boşluğa kendimi,

zehir içmeyeceğim.

Ve dayayıp

şakağıma namluyu

çekmeyeceğim tetiği.

Ağzı hiçbir bıçağın

bakışların kadar senin

kesemez beni.

Yarın unutacaksın

seni taçlandırdığımı,

ve yakıp tükettiğimi

çiçeklenmiş bir ruhu

aşkla.

 

Ve uçarı günlerin

fırtınalı karnavalı

sayfalarını kitaplarımın

Sözlerimin kurumuş yaprakları mı

durduracak seni

çırpınan soluğuyla.

 

Bırak; hiç değilse

son bir sevgi dalgası sereyim

beni bırakıp giden adımlarının altına..."


13 Haziran 2020 Cumartesi

Memento

Uzun zaman önce arayıp da bulamadığınız bir şeyi/şeyleri aramaktan vazgeçmeyip o ürünün olabileceği koleksiyoncu vs. yerlerde sergileyen mekanların birinde bulmuşsanız o an yaşadığınız sevinci anlatmaya kelimeler yetmez...

29 Ocak 2020 Çarşamba

Etnosentrizm

"Memleketini güzel bulan insan daha yolun başındadır; her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür; ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir. Yolun başında olan, yurt sevgisini dünya üzerinde tek bir noktaya sabitlemiştir; güçlü insan, sevgisini her yere yaymıştır; mükemmel insan ise sevgisini söndürmüştür." demiş yüzyıllar önce St. Victor Hugo.
Yakın çevremizde her şeyi bildiğini varsayan, deyim yerindeyse dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünecek kadar kendini kaybeden insanlara sık sık rastlamışızdır. Bu insanlar, dışarıdan bakıldığında oldukça korumacı gibi görünseler de öylesine rahattırlar ki; evlerinin bahçe kapılarını kapadılar mı kendilerini dışarıdan gelen tehlikelerden (Fırtına,sel vs.) kolayca koruduklarına inanırlar... 
İnandıkları şeylerin doğruluğundan o kadar emindirler ki; bunu kimseyle tartışma konusu bile yapmazlar. 
Gelin görün ki; o emin oldukları birkaç şeyden birini sorduğunuzda, bırakın sorularınıza doğru düzgün cevaplar vermeyi kelimenin tam anlamıyla deyim yerindeyse, kem küm etmekten öteye geçemeyecek olan yine aynı kişiler olacaktır.
Böylesine yoğun narsist duygularla yetişmiş, etnosentrik bir düşünce yapısıyla harmanlanmış bir kültüre özgü kişiliğe sahip bu insanlar için gerçeklerle yüzleşmek oldukça zordur. 
Bu tür insanların dış gerçeklikten kopuk etnosentrik düşünce yapısı, onlar için her zaman hakikatlere ulaşmanın önündeki en büyük engel olacaktır.
Böyleleri, hayatlarında bir kere olsun doğru bilginin ne anlama geldiğini, gerçekliğin nasıl elde edildiğini keşfetselerdi kendi gerçekleri dışında doğada sonsuz ve benzersiz sayıda başka hakikatlerin de olabileceğini fark ederlerdi şüphesiz. 

27 Ocak 2020 Pazartesi

ANLAR

Mevsimlerden bahar, günlerden çarşamba
En sevdiğin şarkını dinledim İlimani'den,
Bir parça taze ekmek, zeytin, çay kombininden oluşan tatlı kahvaltının eşliğinde.
Saksıda yetiştirdiğimiz yasemin ve sarı frezyaları kokladım.
Ellerimde bir kağıt destesi gibi tuttuğum resimlerini çevirdim bir bir...
Yıllanmış bir şarap gibi buğulanmış gözlerine daldım bir müddet...
Ve sabahları yüzünü yıkamadan önceki o mahmur gülüşün geldi yine gözümün önüne...
Meğer, ne çabuk geçmiş akıp giden zaman.
Uzakken bile yakın olduğumuz anlarda gizli kalmış onca şey...
Ama üzülme sevgilim, biriciğim her şey yine de duruyor yerli yerinde.
Yaşadığımız sürede biriktirdiğimiz anılar hala ilk günkü gibi taze...
Birlikte geçirdiğimiz anların adına,
Bırak hiç değilse son bir kez daha dinleteyim aşkınla çarpan bu horlanmış yüreğimin sesini.
Ve bir yürüyüşe çıkalım karanlık gecemizi aydınlatan yıldızların altında...
Her günümüzü son günmüş gibi yaşayalım telaşsız ve her anın farkına vararak...
Borges'in de dediği gibi;
Yaşamın kendisi bu değil mi zaten,
"Anlar, sadece anlar..."