Uzun zaman önce arayıp da bulamadığınız bir şeyi/şeyleri aramaktan vazgeçmeyip o ürünün olabileceği koleksiyoncu vs. yerlerde sergileyen mekanların birinde bulmuşsanız o an yaşadığınız sevinci anlatmaya kelimeler yetmez...
13 Haziran 2020 Cumartesi
29 Ocak 2020 Çarşamba
Etnosentrizm
"Memleketini güzel bulan insan daha yolun başındadır; her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür; ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir. Yolun başında olan, yurt sevgisini dünya üzerinde tek bir noktaya sabitlemiştir; güçlü insan, sevgisini her yere yaymıştır; mükemmel insan ise sevgisini söndürmüştür." demiş yüzyıllar önce St. Victor Hugo.
Yakın çevremizde her şeyi bildiğini varsayan, deyim yerindeyse dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünecek kadar kendini kaybeden insanlara sık sık rastlamışızdır. Bu insanlar, dışarıdan bakıldığında oldukça korumacı gibi görünseler de öylesine rahattırlar ki; evlerinin bahçe kapılarını kapadılar mı kendilerini dışarıdan gelen tehlikelerden (Fırtına,sel vs.) kolayca koruduklarına inanırlar...
İnandıkları şeylerin doğruluğundan o kadar emindirler ki; bunu kimseyle tartışma konusu bile yapmazlar.
Gelin görün ki; o emin oldukları birkaç şeyden birini sorduğunuzda, bırakın sorularınıza doğru düzgün cevaplar vermeyi kelimenin tam anlamıyla deyim yerindeyse, kem küm etmekten öteye geçemeyecek olan yine aynı kişiler olacaktır.
Böylesine yoğun narsist duygularla yetişmiş, etnosentrik bir düşünce yapısıyla harmanlanmış bir kültüre özgü kişiliğe sahip bu insanlar için gerçeklerle yüzleşmek oldukça zordur.
Bu tür insanların dış gerçeklikten kopuk etnosentrik düşünce yapısı, onlar için her zaman hakikatlere ulaşmanın önündeki en büyük engel olacaktır.
Böyleleri, hayatlarında bir kere olsun doğru bilginin ne anlama geldiğini, gerçekliğin nasıl elde edildiğini keşfetselerdi kendi gerçekleri dışında doğada sonsuz ve benzersiz sayıda başka hakikatlerin de olabileceğini fark ederlerdi şüphesiz.
Yakın çevremizde her şeyi bildiğini varsayan, deyim yerindeyse dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünecek kadar kendini kaybeden insanlara sık sık rastlamışızdır. Bu insanlar, dışarıdan bakıldığında oldukça korumacı gibi görünseler de öylesine rahattırlar ki; evlerinin bahçe kapılarını kapadılar mı kendilerini dışarıdan gelen tehlikelerden (Fırtına,sel vs.) kolayca koruduklarına inanırlar...
İnandıkları şeylerin doğruluğundan o kadar emindirler ki; bunu kimseyle tartışma konusu bile yapmazlar.
Gelin görün ki; o emin oldukları birkaç şeyden birini sorduğunuzda, bırakın sorularınıza doğru düzgün cevaplar vermeyi kelimenin tam anlamıyla deyim yerindeyse, kem küm etmekten öteye geçemeyecek olan yine aynı kişiler olacaktır.
Böylesine yoğun narsist duygularla yetişmiş, etnosentrik bir düşünce yapısıyla harmanlanmış bir kültüre özgü kişiliğe sahip bu insanlar için gerçeklerle yüzleşmek oldukça zordur.
Bu tür insanların dış gerçeklikten kopuk etnosentrik düşünce yapısı, onlar için her zaman hakikatlere ulaşmanın önündeki en büyük engel olacaktır.
Böyleleri, hayatlarında bir kere olsun doğru bilginin ne anlama geldiğini, gerçekliğin nasıl elde edildiğini keşfetselerdi kendi gerçekleri dışında doğada sonsuz ve benzersiz sayıda başka hakikatlerin de olabileceğini fark ederlerdi şüphesiz.
27 Ocak 2020 Pazartesi
ANLAR
Mevsimlerden bahar, günlerden çarşamba
En sevdiğin şarkını dinledim İlimani'den,
Bir parça taze ekmek, zeytin, çay kombininden oluşan tatlı kahvaltının eşliğinde.
Saksıda yetiştirdiğimiz yasemin ve sarı frezyaları kokladım.
Ellerimde bir kağıt destesi gibi tuttuğum resimlerini çevirdim bir bir...
Yıllanmış bir şarap gibi buğulanmış gözlerine daldım bir müddet...
Ve sabahları yüzünü yıkamadan önceki o mahmur gülüşün geldi yine gözümün önüne...
Meğer, ne çabuk geçmiş akıp giden zaman.
Uzakken bile yakın olduğumuz anlarda gizli kalmış onca şey...
Ama üzülme sevgilim, biriciğim her şey yine de duruyor yerli yerinde.
Yaşadığımız sürede biriktirdiğimiz anılar hala ilk günkü gibi taze...
Birlikte geçirdiğimiz anların adına,
Bırak hiç değilse son bir kez daha dinleteyim aşkınla çarpan bu horlanmış yüreğimin sesini.
Ve bir yürüyüşe çıkalım karanlık gecemizi aydınlatan yıldızların altında...
Her günümüzü son günmüş gibi yaşayalım telaşsız ve her anın farkına vararak...
Borges'in de dediği gibi;
Yaşamın kendisi bu değil mi zaten,
"Anlar, sadece anlar..."
En sevdiğin şarkını dinledim İlimani'den,
Bir parça taze ekmek, zeytin, çay kombininden oluşan tatlı kahvaltının eşliğinde.
Saksıda yetiştirdiğimiz yasemin ve sarı frezyaları kokladım.
Ellerimde bir kağıt destesi gibi tuttuğum resimlerini çevirdim bir bir...
Yıllanmış bir şarap gibi buğulanmış gözlerine daldım bir müddet...
Ve sabahları yüzünü yıkamadan önceki o mahmur gülüşün geldi yine gözümün önüne...
Meğer, ne çabuk geçmiş akıp giden zaman.
Uzakken bile yakın olduğumuz anlarda gizli kalmış onca şey...
Ama üzülme sevgilim, biriciğim her şey yine de duruyor yerli yerinde.
Yaşadığımız sürede biriktirdiğimiz anılar hala ilk günkü gibi taze...
Birlikte geçirdiğimiz anların adına,
Bırak hiç değilse son bir kez daha dinleteyim aşkınla çarpan bu horlanmış yüreğimin sesini.
Ve bir yürüyüşe çıkalım karanlık gecemizi aydınlatan yıldızların altında...
Her günümüzü son günmüş gibi yaşayalım telaşsız ve her anın farkına vararak...
Borges'in de dediği gibi;
Yaşamın kendisi bu değil mi zaten,
"Anlar, sadece anlar..."
25 Ocak 2020 Cumartesi
Yemek ve İnsan
Yemek kültürü ile insanların kişiliği arasında oldukça güçlü bir bağ vardır.
Bir insanı tanımak istiyorsanız öyle çok literatür taraması yapmanıza gerek yok yemeğe davet edin gitsin.
Mesela acele acele yiyenler işlerini genelde son dakikaya bırakırlar diğer yandan küçük lokmalar halinde yiyenler, aceleden hoşlanmaz ve genellikle ağırkanlıdırlar.
Yemeğin en sevdiği yerini en sona bırakanlar, çocuk ruhlu ve inatçı bir kişiliğe sahiptirler.
Bu tür insanların çoğu zaman yaşadıkları sıkıntıların üstesinden gelmek için bitmez tükenmez bir enerjiyle olaganüstü bir çaba sergilediklerine şahit oluruz.
Bütün bunların yanında insanları tanımamız için ayrıca zamana da ihtiyacımız vardır.
Eskilerin dediği gibi peynir, şarap ve dost olabildiğince eski olmalı...
Bir insanı tanımak istiyorsanız öyle çok literatür taraması yapmanıza gerek yok yemeğe davet edin gitsin.
Mesela acele acele yiyenler işlerini genelde son dakikaya bırakırlar diğer yandan küçük lokmalar halinde yiyenler, aceleden hoşlanmaz ve genellikle ağırkanlıdırlar.
Yemeğin en sevdiği yerini en sona bırakanlar, çocuk ruhlu ve inatçı bir kişiliğe sahiptirler.
Bu tür insanların çoğu zaman yaşadıkları sıkıntıların üstesinden gelmek için bitmez tükenmez bir enerjiyle olaganüstü bir çaba sergilediklerine şahit oluruz.
Bütün bunların yanında insanları tanımamız için ayrıca zamana da ihtiyacımız vardır.
Eskilerin dediği gibi peynir, şarap ve dost olabildiğince eski olmalı...
22 Ocak 2020 Çarşamba
1 Kadın 3 Ressam
Hangi ressam cesaret ederdi o güzelliği resmetmeye.
En cesaretlisi şüphesiz Tom olurdu elbette!
Godiva'yı çıplak resmettikten günler sonra kör olmasaydı...
Ya da hüzünlü duruşu kendisini mazoşiste çevirmese Van Gogh...
Hayır, bu iki ressamın içinden çıkacağı bir iş değildi;
Üçüncü ressam amaydı, eksik duyusuyla resmedebildi.
En cesaretlisi şüphesiz Tom olurdu elbette!
Godiva'yı çıplak resmettikten günler sonra kör olmasaydı...
Ya da hüzünlü duruşu kendisini mazoşiste çevirmese Van Gogh...
Hayır, bu iki ressamın içinden çıkacağı bir iş değildi;
Üçüncü ressam amaydı, eksik duyusuyla resmedebildi.
Liberica
Bizim için önemli görünen şeyler aslında çoğu kez göründükleri kadar önemli değildir, işte bu nedenledir ki; kırk yıl hatrı olan hatırlattıkça gülümseten bir kahve eşliğinde paylaşılmayacak bir konu yoktur...
MASKE
Kalbimizin sesini dinleyip empatik bir şekilde iletişim kurma seçeneği mevcutken; çevrenin bize yüklediği maske ve imajlar üzerinden birbirimizi salt bir şekilde anlamaya çalışmak, çağımızın en büyük sorunsalıdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
